Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922) Kurtuluş Savaşı'nın ilk yıllarında kurulan (23 Nisan 1920) Türkiye
Büyük Millet Meclisi, halktan kopuk Osmanlı yönetiminin yanında, halkın
içinden seçilen temsilcileriyle "halk iradesi"nin gerçek temsilcisi olmuş,
iyice eskimiş ve yıpranmış kişisel saltanatsa, TBMM'yi, yani ulusun
egemenliğini tanımamasının yanı sıra, Sevr Antlaşması'nı imzalamış,
düşmanla işbirliği yapıp, çıkarttığı ayaklanmalarla Ulusal Kurtuluş
Savaşı'nı engellemeye çalışmıştı. |
Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923) Saltanatın kaldırılmasının ve Lozan Barış Antlaşması'nın ardından
TBMM'de en çok tartışılan konulardan biri, yeni devletin niteliği
sorunuydu. Kendisi bir hükümet olan TBMM'nin ayrı bir hükümeti ve bu
hükümeti yönetecek bir başbakanın bulunmaması, meclis içinden bakanların
seçiminde adayların gerekli oyu sağlamakta güçlük çekmeleri, sürekli
sorunlara yol açmaktaydı. 27 Ekim 1923'te Ali Fethi (Okyar) Bey
başkanlığındaki hükümetin istifası ve Cumhuriyet Halk Partisi grubunun
yeni hükümet listesi üstünde anlaşmaya varamaması üzerine, Atatürk 28 Ekim
gecesi arkadaşlarını toplayarak sorunun gerçek çözümüyle ilgili
düşüncesini açıkladı ve İsmet İnönü'yle o gece, devletin niteliğinin
cumhuriyet olduğunu saptayan bir yasa tasarısı hazırladı. Ertesi gün TBMM,
yapılan işin "çoktan doğmuş olan çocuğun adını koymak" olduğunun
milletvekillerine açıklanmasından sonra, saat 20.30'da Anayasa
değişikliğini kabul ederek cumhuriyeti ilan etti ve |
Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924) Saltanatın kaldırılmasından ve Mehmet VI Vahdettin'in İstanbul'dan
ayrılmasından sonra, TBMM'nin 18 Kasım 1922'de halife seçmiş olduğu
Abdülmecit Efendi, eski rejim yanlılarının tek umudu haline gelmiş, bundan
güç alan Abdülmecit Efendi de, yeniden törenler düzenlemeye, demeçler
vermeye bazı İslam ülkelerinin kendisine bağlılık bildirmeleri |
Medeni Kanun'un kabulü (17 Şubat 1926) Osmanlı İmparatorluğu döneminde hukuk işleri din kurallarına göre
yönetilmekte olduğundan, çağdaş toplumlar düzeyine erişmek isteyen Türk
toplumunun temel gereksinmelerinin, söz konusu hukuk yapısıyla
karşılanamayacağı anlaşılmıştı. Tanzimat Dönemi'nde hazırlanan Mecelle,
bazı yenilikler getirmekle birlikte, kişilerin hak ve borçları,
aile |
Tarikatların kaldırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925) Başlangıçta yalnızca din konularıyla ilgilenen, farklı düşünce sistemleri geliştirerek taraftarlarını çoğaltmaya çalışan tarikatlar, zaman içinde siyasal olaylarda etkili rol oynamaya, çıkarları tehlikeye düştükçe halkı ayaklandırmaya koyulmuşlardı. Bu etkinliklerini cumhuriyetin ilanından sonra da sürdürmeye kalkışmaları ve Menemen Olayı, Şeyh Sait Ayaklanması gibi şeriattan yana ayaklanmalara yol açmaları üstüne "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz. Türkiye Cumhuriyeti her alanda doğru yolu gösterecek, uyaracak güçtedir. Biz uygarlığın bilim ve fenninden güç alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka bir şey tanımayız" diyen Atatürk'ün sözleri ışığında harekete geçilerek, 30 Kasım 1925'te çıkarılan yasayla tekkeler ve zaviyeler kapatıldı. |
Laikliğin kabulü (1928-1937) Saltanatın kaldırılması, hilafetin kaldırılması, Şeriye ve Evkaf
Vekaleti'nin kaldırılarak yalnızca din işleriyle uğraşacak Diyanet İşleri
Başkanlığı'nın kurulması, tarikat ve zaviyelerin kapatılması aşamalarından
geçen laikliğin tam anlamıyla yasal tabana oturtulması için, 1924
Anayasası'nda yeralan "Türkiye devletinin dini İslam'dır" deyimini
tartışmaya koyulan TBMM, 10 Nisan 1928'de Anayasa'nın ikinci
maddesini |
Kadın haklarının tanınması (1930-1933 ve 1934) Osmanlı toplumunda hemen hiçbir toplumsal ve siyasal hakkı bulunmayan
kadınlara Medeni Kanun'la bazı haklar tanınmış olmakla birlikte, siyasal
haklar açısından bir değişiklik yapılmamıştı. Atatürk'ün girişimiyle
kadınların iktisadi ve siyasal |
Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925) Ülke halkını her alanda çağdaş ve uygar düzeye çıkarabilmek için değişiklikler tasarlarken, dış görünüşüyle de bunu vurgulaması gerektiğine inanan Mustafa Kemal'in, 25 Ağustos 1925'te Kastamonu'ya yaptığı bir gezide başına şapka giyip, "Buna şapka derler" diye halkı şapka giymeye özendirmesinden sonra, 25 Kasım 1925'te Şapka Giyilmesi Hakkındaki Kanun çıkarılıp, dinsel giysilerle sokakta gezilmesi yasaklandı. |
Takvim, saat ve ölçülerde değişiklik (1925 ve 1931) Cumhuriyet döneminden önce Batı uluslarından ayrı takvim, saat, sayı ve ölçülerin kullanılması, hafta tatillerinin cuma günü olması, takvimin başlangıcı olarak Hazreti Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç ettiği tarih olan 622 yılının alınması (hicri takvim), sayı olarak eski sayıları, ölçü olarak da okka, dirhem, arşın, endaze, vb. ölçülerin kullanılması, Türk toplumu ile Batı toplumları arasındaki ilişkilerde büyük karışıklık ve güçlüklere yol açmaktaydı. 26 Aralık 1925'te miladi takvimin kabul edilip, alaturka saat yerine Batı'da kullanılan alafranga saatin kabul edilmesiyle, 23 Mart 1931'de çıkarılan yasayla da gram, kilogram, ton, metre, kilometre gibi ölçülerin benimsenmesiyle, bir yandan Batı ülkeleriyle ilişkiler kolaylaştırılırken, bir yandan da yurdun her yerinde tutarlı bir ölçü ve ağırlık düzeni kurulmuş oldu. |
Soyadı yasasının kabulü (21 Haziran 1934) Soyadı bulunmamasının günlük yaşamda yarattığı güçlük ve karışıklıkların önünene geçmek amacıyla 21 Haziran 1934'te çıkarılan yasayla, her Türk kendine uygun bir soyadı almakla yükümlü kılındı. 24 Kasım 1934'te çıkarılan bir yasayla da TBMM Mustafa Kemal'e Atatürk soyadını verdi. Aynı yıl çıkarılan bir başka yasayla ayrıcalıkları belirten eski unvanların yasaklanmasıyla, yasalar önünde eşitlik ilkesinin gerçekleştirilmesinde önemli bir adım atılmış oldu. |
Eğitim ve öğretim devrimi (3 Mart 1924) Osmanlı toplumundaki medreseler ile iptidai, rüştiye, idadi türünde okulların toplumun gereksinme duyduğu elemanları yetiştirme açısından özellikle sayı bakımından yetersiz kaldığını gözleyen, eğitimin önemini yaptığı konuşmalarda sık sık vurgulayan Atatürk'ün yol göstericiliği altında TBMM, eğitim ve öğretim işlerini Milli Eğitim Bakanlığı'na verip, 3 Mart 1924'te çıkardığı Öğretimin Birleştirilmesi yasasıyla, mahalle mektepleri ve medreseleri kaldırdı. Anadolu'nun çeşitli kentlerinde meslek okulları, teknik okullar, öğretmen okulları, ortaokul ve liseler açılırken, çıkarılan Üniversiteler Kanunu'yla Darülfünun kaldırılıp, yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu |
Harf devrimi (1 Kasım 1928) Öğrenilmesi son derece güç olan Arap abecesinin okuryazar sayısının
artmasını engellediğini, ayrıca Türkçe sesleri dile getirmede güçsüz
kaldığını anlayan Atatürk'ün, 1926'dan başlayarak yaptırdığı araştırmalar
sonucunda, Türkçe'nin yapısına en uygun abece olduğuna karar verilen Latin
abecesi alınıp, yeniden düzenlenerek, 1 Kasım 1928'de çıkarılan |
Dil devrimi (12 Temmuz 1932) Osmanlılar döneminde aydınların büyük ölçüde Farsça ve Arapça sözcük ve dilbilgisi kuralı içeren Osmanlıca'yı kullanmalarından ötürü, aydınlar ile halkın dil bakımından birbirlerinden kopmuş olmaları, cumhuriyet öncesindeki dönemde de bazı aydınları rahatsız etmiş, Selanik'te çıkarılan (1911) Genç Kalemler dergisinde "Yeni Dil" hareketi başlatılmış, ama dilde yabancı sözlüklerden yeterli bir arınma sağlanamamıştı. Türkçe'nin özleştirilerek yeni Türk abecesiyle dünyanın en zengin dillerinden biri haline getirilmesini amaç alan Atatürk, 12 Temmuz 1932'de, sonradan Türk Dil Kurumu adını alan Türk Dili Tetkik Cemiyeti'ni kurdurarak, Türkçe'nin gerçek bir bilim, edebiyat ve sanat diline dönüşmesi çalışmalarını hızlandırdı. |